20 Kasım 2011 Pazar

Faşistlere vurda gel


  Hakem başlama düdüğünü çalmadan, daha oyuncular saha ısınırken bile gerginliğin tavan yaptığı, maç içinde kavgalar ve kırmızı kartlar olması bekleniyordu.  
  Maç öncesi St.Pauli oyuncularına ısınırken muz atılması ve maymun sesleri çıkartılması hatta bunun maç içindede tekrarlanması (2. gol öncesinde serbest vuruş kullanılırken) H.Rostock taraftarının ne kadar agresif bir hal alabileceği konusunda bazı sinyaller veriyordu. Hatta deplasman tribünündekilerin görebileceği şekilde St.Pauli bayrakları, atkıları ve tişörtleri  ateşe veriliyordu. St.Pauli taraftarı ise bu hareketler karşısında provoke olmadan kendine ayrılan tribünü tamamen doldurmuş, faşizme nasıl karşı olduğunu cümle aleme gösteriyordu.
  Maçın başlama düdüğünden sadece 8 dakika sonra H.Rostock  taraftarının saldırgan tavrı sahaya yansımıştı. Rostocklu Tom Weilandt hava topuna yükselen Morena'ya dirsek atıyor ve takımını 10 kişi bırakıyordu. Bu dakikadan sonra adeta işler çığırından çıkmaya başladı. H.Rostock tribünleri kendi oyuncularını baskı altına alıyor ve onları geriyordu. Arka arkaya sert fauller yapması ve ikinci bir kırmızı kart çıkması beklenirken Max Kruse'nin 40. dakikadaki golü geldi. Yayıncı kuruluş golü tekrar ve tekrar gösterirken Rostocklu holiganlar çoktan sınırı aşmıştı. Bu görüntüler ekrana taşınmazken hakem oyunu durdurmuş ve takımlar soyunma odasına yönelmişti. Daha dakika 40 yani devre arası olmazdı. Bu saldırılar ekrana yansımasa da  neler olduğunu öğrenmemiz çok fazla zaman almadı.

  Yukarıda görülebildiği gibi gol sevinci yaşayan St.Pauli taraftarlarının üstüne 5 tane havai fişek atılmıştı. Hiç bir insanın bunu kabullenmesi yada olumlu karşılaması mümkün değil, ancak bunu dünyaya ırksal bir mantıkla at gözlüğü ile bakan bir topluluk kendine hak görebilir. Yaralanan St.Pauli taraftarı var mı bilmiyorum ama bu saldırı hiçte taraftarının canını sıkmış gibi görünmüyordu. Söylenen marşlar ve şarkılar DKB-Arena'yı inletiyordu. Arkasından takımlar sahaya çıkarak kalan 5 dakikayı daha oynadılar ve ilk devre sona ermiş oldu.
  10 kişi kalan rakibi karşısında rahat bir oyun oynaması beklenirken 50. dakikada beraberlik golünü kalesinde gören St.Pauli'yi rüzgarı arkasına alan rakibi karşısında zor dakikalar bekliyordu. Maç iki ekibinde bir birine bariz bir üstünlük sağlayamadığı bir şekilde ilerlerken 80. dakikada kullanılan bir serbest vuruş sonrası Mahir Sağlık'ın kafa golü yine yüzümüzü güldürmüştü. Risk alan H.Rostock takımı karşısında ilk golde hata yapan St.Pauli kalecisi Philipp Tschauner bu sefer mutlak bir gol pozisyonunu engellemiş ve takımı kontra atağa çıkmıştı. 90+1'de Mahir üçüncü golü atıp maça son noktayı koymuştu. Artık akıllarda ne polisin deplasman yolculuğundaki tacizi nede  H.Rostock taraftarının saldırgan tavrı vardı. St.Pauli faşistlere bir daha vurmuştu.


ALBÜMÜ GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ
H.Rostock 1:3 St.Pauli

10 Kasım 2011 Perşembe

Baş aşağı

Alman Futbol Ligi Birliğinin (DFL) başkanı Christian Seifert Millerntor'da baş aşağı 
Şimdi birde bunun Türkiye'de olduğunu düşündüm de... eleştirilmeye ne kadar açığız
RESİM: http://www.afroh.de/impressionen.html

6 Kasım 2011 Pazar

KASIM'19 : evden çok uzakta


  19 kasım cumartesi günü kahverengi-beyazın  Bundesliga2'de merakla beklenilen maçı var. Herzaman gergin geçen Rostock maçlarından biri daha var önümüzde. Hansa Rostock St.Pauliye 190 km'den çok daha uzaktır. St.Pauli faşizme karşıdır, ırkçılğa karşıdır, sağa karşıdır, hansa rostock'a karşıdır. Taraftarlar bu duruşlarının gereğini 19 kasım günü yerine getirecektir. Irkçılığa karşı tek yumruk olacaklar.
  Şuan ki oyun düzeyimiz Rostock'tan üstte olsada 2 takımın maça bakışı her zamanki gibi içinde bulunulan şartlardan bağımsız. Maç gününe kadar taraftarlar bu maçı ne kadar çok istediklerini takımlarına hissettirmeye çalışacak. Tabi takım içinde fazlasıyla bu işe motive olmuş bir Deniz Naki var. Sakatlıktan döndükten sonra arka arkaya 3 iyi maç çıkaran Deniz Naki yine H.Rostock taraftarının "gözüne" sokacak! Bu sezon oynadığı 13 maçta sadece 1 galibiyet alabilen Hansa Rostock karşısında St.Pauli favori

1 Kasım 2011 Salı

Borges:"Skibbe ve Eskişehir!"

ALINTIDIR: http://devrimderki.blogspot.com/2011/11/skibbe-ve-eskisehir.html


Bild üç günlüğüne onun yanında bulunmuş, gözlemlerini de aktarmış. 650 bin nüfuslu 70 bin öğrencili Eskişehir'i de kısaca tanıtmış ve onlar da almanlara bugünkü sayısında bu bilgileri aktarmış.


Frankfurt'da bir milyon alır iken burada iki buçuk milyon net aldığı ayrıntısı önemli. Elbette düzenli bir şekilde ödeme yapılmıyor ve Haziran ayından bu yana çalışmasına rağmen daha ilk maaşını yeni alıyor Herr Skibbe.

Alman milli takımı, Dortmund,Leverkusen derken paraya ihtiyacı olmadığını ve buraya para için gelmediğini de belirtiliyor. O yeterince para kazanmış.. Burasını kariyerinde bir düşüş olarak görmüyor ama olursa tekrardan çalışmak istediği yer Bundesliga. Frankfurt'da galibiyet sonrası gönderilmesini ve o gittikten sonra takımın ligden düşmesini hala kaldırabilmiş değil. O günlerde başkanın doğru mu yanlış mı karar verdiği bugün ortadadır diyor.



İstasyonda karşılamış muhabirleri ve şehri gezdirmiş onlara. "Odunpazarı" gittikleri yer.. Şehirden ve insanlardan güzel bir şekilde bahsediyor ama şunu da ekliyor: Tüm bu güzellikler ancak siz başarılı olduğunuz zaman gerçekleşir yoksa her şey başka olur..


Tesislerden övgüyle bahsediyor, antrenman sahalarından v.s. Pek çok oyuncusu gibi kendisi de burada kalıyormuş. Kantini ve onun güzel yemeklerinden dekren İstanbul yolunda iken otobanların daha da iyileştirildiğine kadar çeşitli ayrıntılar..İlahiyat Camii'sine de götürmüş, gezdirmiş.

Peki Es es'de başarılı mı ?

Takımı lige iyi başladı ama bireysel hatalardan o kadar çok gol yedi ki bu iskeletin oluşmasını geçiktirdi. Nadarevic, Diego ve kaleci İvesa'nın durduk yere, hiç gereği yok iken yedirdiği goller bir yana topa sahip olduğu zaman diliminde defansif orta sahaların basit oynama özürlüsü olarak kaptırdığı toplar da eklenince yer yer hak etmediği mağlubiyetleri yaşadı.

Bunların dışında artık oturması gereken takım henüz o takım kimliğine dahi girebilmiş değil. Alper Potuk'un çevresine konuşlandıracağı orta saha konusunda kararsız. Keza forvet konusunda tam anlamıyla bir seçim yapabilmiş değil. Alper-Veysel-Kamara vazgeçilmez üçlü. Bunlara İvesa-Dede-Diego-Sezgin'i de ekleyebiliriz. Nadarevic'in gelmesi sorunların da başlangıcı oldu ama Diego ile şimdilik iyi bir ikili oluşturmuş gibi duruyor, benim her ikisinin ağırlığının sorun yaratacağını düşünsem dahi.. Çözülmesi gereken mesele her iki kenarın da oyuncusunun netleşmemesi ve elbette merkez forvet ile beraber Kamara'nın saha içi rolü.

Es-es hakkında bir kaç maç sonra detaylı bir analiz yapılacak ve umuyorum Skibbe kovulmadan bunu başarabiliriz.. Gelişme var bu takımda ve fakat yeterli değil.